Yazılı basından gelen konuşma isteklerini hiç çevirmem. TV ve radyo görüşlerin yeterince açık seçik belirmesine yetersiz kalıyor diye düşünüyorum. Onun için bir haftalık derginin "Asker neden 'türban' gibi konulara hemen tepki gösteriyor da aynı tepkiyi örneğin PKK ile ilgili bir konuda göstermiyor?" sorusuna kısaca şu yanıtı verdim: "Asker, Anayasa'nın değiştirilmesi önerisinin dahi yapılamayacağı giriş maddelerinin içeriğini korumakla görevli. Bu prensibe göre yetiştiriliyor. Onun için laiklikle ilgili ihlaller söz konusu olup, diğer anayasal kurumlar da susunca, konuşuyor."
Bu değerlendirmem yayımlandığı gün, sadece askeri değil beni de çok rahatsız eden iki olay cereyan etti.
İstanbul'da bir tarikat şeyhi cenaze töreninde gösteriye sebep oldu. Sarıklı yüzlerce kişinin yarattığı manzara ve şeyhin sakalını öpme yarışı bunlardan biriydi.
Diğeriyse bir AKP milletvekilinin Atatürk'ün TBMM'deki mareşal üniformalı resmiyle Meclis Muhafız Taburu'nun törenlerinden, askerin yemek duasından, marşlarından rahatsız olduğu haberiydi.
İki olayın Türk Silahlı Kuvvetleri'ni nasıl rahatsız ettiğini bilmek için, bu camiayı yarım asra yakın, yakından izlemiş olmak gerekmez.
Nitekim rahatsızlığın ulaştığı boyut, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın ölçülü ama ağır içerik taşıyan görüşlerini üç gazeteciye açıklamasıyla, ortaya çıktı.
Kara Kuvvetleri Komutanı TSK içinde, Genelkurmay Başkanı'ndan sonra, hiyerarşi içinde en üst ikinci komutandır.
Söylediklerini bu ölçünün boyutlarında değerlendirmek gerekir.
Hürriyet'ten Sedat Ergin, Milliyet'ten Fikret Bila ve Cumhuriyet'ten Mustafa Balbay'a iki olayla ilgili olarak, özetle şunları söyledi:
"TBMM bugünkü varlığını ulu önder Atatürk'e borçludur. AKP milletvekili Hüsrev Kutlu, bu çatının altında büyük Atatürk'ün mareşal üniformalı resminin bulunmasına dahi tahammül edemiyor...
Unutulmamalıdır ki, Atatürk'e mareşallik rütbesini veren TBMM'dir... Bir taraftan 'Asker ocağı peygamber ocağıdır' derken, diğer taraftan TBMM'deki askerlerin varlığı ve onların yemek duasından marşlarından.. rahatsızlık duyuyor. Kendisinin bu talihsiz açıklamalarını teessürle karşıladığımı özellikle belirtmek istiyorum."
Aytaç Paşa'nın İstanbul'daki olayla ilgili değerlendirmesi ise şöyle:
"Bilim ve teknoloji çağında yaşıyoruz. Böyle bir çağda bir yandan Avrupa Birliği'ne girme iddiasında olan çağdaş bir Türkiye'yi savunurken, diğer yandan bir cemaat liderinin sakalını ve arabasının camlarını öpmenin muazzez dinimizle alakası olmayan hurafeler olduğunu aziz milletimizin takdirlerine bırakıyorum."
Bunlar TSK adına konuşabilecek konumda olan bir komutanın değerlendirmeleri. Yapılan uyarıda ise askerin kendine özgü üslubu sergileniyor.
"Şurası açıklıkla bilinmelidir ki, bütün bu talihsiz açıklama ve uygulamalara rağmen, Cumhuriyet'in temel nitelikleriyle Atatürk ilke ve devrimleri sonuna kadar savunulacak ve yaşatılacaktır."
AKP yönetiminin de milletvekilinin çok yadırganan 'Atatürk fotoğrafı ve TBMM Muhafız Taburu' eleştirileri hakkında araştırma açtığı görülüyor.
İstanbul'daki tarikat gösterisi hakkında ise savcılığın harekete geçtiği anlaşılıyor.
Bu tür olaylara yakın geçmişte de rastlanıldı. Ama kolay unutulmadılar.
Bunların AKP içinde, yüzde 9-10 oranında olduğu düşünülen, geleneksel siyasi İslamcı oyların temsilcilerince sahnelendiği doğru olabilir mi?
İşin başındaki, AKP'yi yöneten kadronun işi zor.
AKP'nin, ne pahasına olursa olsun Kıbrıs sorunu çözümlenmeli diyenlerin ve Dışişleri'nin bu havada hazırlık yaptığı kanısında olanların yarattığı havayı, Erdoğan-Özkök konuşması ile dağıttığı söylenemez mi?..
Ülkede, daha önce ortaya çıkan ve büyük gerginlik tohumları atan başka olaylarda olduğu gibi; AKP liderinin müdahalesi gene işin içine girdi.
Ne bekleniyor?
Bu olayların, arkalarında hiçbir iz bırakmadan, unutulmaları mı?
Menderes'e atfedilen kelimelerle 'hafıza i beşer nisyan ile malul' mudur?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder