Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz mart ayında "Vakıfbank felaket bir durumdaydı, ha gitti ha gidiyordu" diyordu.
Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun raporunda da Vakıfbank için şu tespitler yer alıyordu:
"Batak 1.1 katrilyon lira. (Diğerleriyle karşılaştıralım: Halkbankası'nda 1.1 katrilyon, Ziraat Bankası'nda ise 1.9'u Emlak Bankası'na ait olmak üzere toplam 2.3 katrilyon liralık batak bulunuyor.)
Vakıfbank'ı 'felaket' duruma sokanların yaptıklarını şöyle özetleyebiliriz:
Girişimcileri yatırıma teşvik etmesi, ekonominin rayında yürümesini sağlaması gerekirken bir baktık ki Vakıfbank, kredilerinin yüzde 75'ini 100 firmaya tahsis etmiş. 1.1 katrilyon lira da 75 firmaya verilen krediler yüzünden batmış.
Yeni yılın ilk gününde eskinin muhasebesini yaparken, yeni günlerin umudunu taşıyalım. Bu umut da boş laflarla olmasın.
Vakıfbank 'umudu' yaratıyor.
Vakıfbank her ne kadar diğer kamu bankalarının statüsünde olmasa da sonuçta genel müdürü hükümet atıyor. Biliyoruz ki kamu bankalarında atamalar siyasi olur, atanan da 'kısa vadeli' düşünür.
7 Şubat'ta göreve gelen Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Ahmet Kacar ise kamu bankacılığının zihniyetini topyekûn değiştirmeye kararlı.
Niye mi bu övücü cümle?
Vakıfbank'ta 'İyi Yönetişim'i uygulamaya çalışıyor.
'İyi Yönetişim' Avrupa Birliği'ne yaklaşmamız için, çağdaş standartlarda yönetilmemiz için sihirli kelime. 'İyi Yönetişim'de olmazsa olmaz kural,
'iş hayatında etik değerlerin' belirlenmesi.
Ahmet Kacar, 'İyi Yönetişim' ve bankaları başarıya ulaştıran en önemli faktör olan insana, yani personeline yönelik eğitim seferberliği başlatırken, işi ehline bırakıyor. Ehillerden biri eski bankacı, özel sektörde iş ahlakının gelişmesi, ilkelerin yerleşmesi amacıyla Türkiye Etik Değerler Merkezi'nin (TEDMER) kuruluşunda canla başla çalışan, halen TEDMER Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan ve 20 yıldır Boğaziçi Üniversitesi'nde banka yönetimi dersi veren Bülent Şenver.
Çağdaş bankacılık hizmeti amacıyla bugüne kadar Vakıfbank çalışanları aktif-pasif yönetiminden, KOBİ'ler başta olmak üzere yeni ürünlere, yeni hizmetlere kadar geniş yelpazede eğitim seminerleri veriliyor.
Türkiye'de elbette aklı başında birçok özel sektör yöneticisi, çağdaş eğitim anlayışından yararlanıyor. Ancak düne kadar felaketler silsilesinde boğulan Vakıfbank'ın dönüşümü tam da yeni yılın yeni umutlarına örnek oluşturyor.
Bizim paramız babanızın parası değil
Yeni yıla girerken, eskinin hastalıklarını yanımızda taşımamamız mümkün mü? Aksi olsa gül gibi bir yıl geçireceğiz, kalkınacağız, mutlu olacağız. Olmaz.
Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü arama-kurtarma istasyonları için 100 milyon dolara 30 hayat kurtarma botu almaya karar vermiş.
'Kamu yöneticileri karar verir, bize ne' diyemeyiz.
Aynı Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri, Yüksek Denetleme Kurulu'nun raporlarında sık sık yer almış ve devletin, daha doğrusu biz milletin parasını har vurup, harman savurmakla eleştirilmiş bir kuruluş.
Meclis KİT Komisyonu'ndaki görüşmeler sırasında da bu işletmenin 'Arama-kurtarma yapacağım' iddiasıyla '30 botu 100 milyon dolara alacağım' hesabının pek de gerçekçi olmadığı konuşuluyormuş. Çünkü botların yıllık masrafı 20 milyon dolara yakınmış.
Bugün itibarıyla geçen yıl olan 2003'ün gündem konularından biri Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlık koltuğunda otururken bile şirket kurmasıydı. Konu geçen yıl gündeme geldi, bu yıl da gündemde kalacağa benzer.
Geçen yıl yaz aylarında Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın oğlunun gencecik yaşta gemi sahibi olmasıyla 'harika çocuk' unvanını fazlasıyla hak etmesi günlerce haber olmuştu.
AKP hükümetinin bakanlarından kaydadeğer bir kısmı ticaret hayatından geldiği için paranın nasıl kazanılacağını iyi biliyorlar. Bu tecrübelerini bu yıl kamu kuruluşlarına aktarmaları dileğiyle...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder